İYİ Partili Selcan Taşçı’dan Kırmızı Pazartesi Benzetmesiyle Sert Eleştiri
İYİ Partili Selcan Taşçı’dan Kırmızı Pazartesi Benzetmesiyle Sert Eleştiri
Taşçı; “Bu ölümler kader değil, ihmalin sonucudur”
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda söz alan İYİ Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşçı, iş cinayetleri ve emek sömürüsüne dikkat çekerek iktidarı sert sözlerle eleştirdi. Taşçı, işçi ölümlerinin “bilinen ama önlenmeyen cinayetler” olduğunu vurgulayarak, mevcut tabloyu edebiyat üzerinden çarpıcı bir benzetmeyle anlattı.
Konuşmasında Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanına atıf yapan Taşçı, Türkiye’de yaşanan işçi ölümlerinin de tıpkı romandaki gibi “olacağı bilinen ama engellenmeyen” olaylar olduğunu söyledi. “Bu ülkede iş cinayetleri kader değil, açık ihmaldir” diyen vekil, özellikle 1 Mayıs öncesinde işçilerin yaşadığı sorunların görmezden gelindiğini ifade etti.
“Türkiye İşçi Ölümlerinde Utanç Şampiyonu”
Türkiye’nin işçi ölümlerinde Avrupa’da birinci, dünyada ise üçüncü sırada yer aldığını hatırlatan Taşçı, bu durumun bir “utanç şampiyonluğu” olduğunu dile getirdi. İktidarın bu tabloyu değiştirmek için gerekli adımları atmadığını savunan Taşçı, kayıt dışı istihdamın yaygınlığına da dikkat çekti. “Her şeyin denetlendiği bir düzende, her 4 işçiden biri hâlâ kayıt dışı çalışıyorsa burada ciddi bir yönetim sorunu vardır” diyen milletvekili, sendikalaşmanın zayıflatıldığını ve işçilerin örgütlenme hakkının fiilen ortadan kaldırıldığını belirtti.
Selcan Taşçı; “İş güvenliği maliyet değil, yaşam hakkıdır”
İş kazalarının temel nedenlerinden birinin iş güvenliği önlemlerinin yetersizliği olduğunu ifade eden İYİ Partili Taşçı, birçok işverenin güvenlik ekipmanlarını “gereksiz maliyet” olarak gördüğünü söyledi. Eğitim eksikliği, denetimsizlik ve cezasızlığın bu ölümleri artırdığını vurgulayan milletvekili “Ekipman yok, eğitim yok, denetim yok, ceza yok! Bu şartlarda yaşanan ölümler kaza değil, cinayettir.” ifadelerini kullandı.
Çalışma koşullarının da insan onuruna yakışmadığını belirten vekil, düşük ücret, uzun mesai saatleri ve ağır çalışma temposunun artık normalleştirildiğini dile getirdi.
Taşçı’dan 1 Mayıs eleştirisi: “Yolları kapatmayı düşünüyorlar”
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü öncesinde alınan önlemleri de eleştiren İYİ Parti’li vekil, işçilerin sorunlarını çözmek yerine kutlamaların engellenmesine odaklanıldığını söyledi. “İşçilerin can güvenliği değil, hangi yolların kapatılacağı konuşuluyor” diyerek iktidarın yaklaşımını eleştirdi.
“Fıtrat” tepkisi: “Sorumluluktan kaçış”
İş cinayetlerinin ardından sıkça kullanılan “fıtrat” söylemine de tepki gösteren Selcan Taşçı, bu yaklaşımın sorumluluktan kaçmanın bir yolu olduğunun altını çizdi. Hukukun dahi bu söylem karşısında etkisiz bırakıldığını savunan Taşçı, “Tek bir kelimeyle bütün sorumluluk örtbas ediliyor” dedi.
Taşçı; Bu tablo vicdanları yaralıyor, Allah sebep olanları da, Seyirci olanları da affetmesin!
Konuşmasının en çarpıcı bölümünde çocuk işçiliğe değinen Taşçı, Türkiye’de yasak olmasına rağmen çocukların çalıştırıldığını ve hayatını kaybettiğini hatırlattı. Farklı illerde yaşanan çocuk işçi ölümlerini tek tek sıralayan Taşçı, bu ölümlerin toplum vicdanında derin yaralar açtığını belirterek “Niğde’de geri dönüşüm tesisinde çalıştırılan Abdurrahman Özkul, 14 yaşında, kolunu makineye kaptırdı ve öldü! MESEM öğrencisi Arda Tonbul, okulunun yönlendirdiği iş yerinde çalışırken 14 yaşında öldü! Ankara’da oto tamircisinde çalışan Harun Yıldız, 13 yaşında yük asansörünün altında kaldı, öldü! 11 yaşında, Adana’da bir tekstil atölyesinde çalıştırılan Ahmet Haskiro, asansör ile duvar arasına sıkışarak öldü! Patron yargılanmadı bile! 11 yaşında, ölmüş bir çocuğun kendi üstüne kaldı cinayeti! Batman’da 9 yaşındaki tarım işçisi, Devamını getirmeye gerek bile yok aslında… Buraya kadar olan kısmı yeter başımızı öne eğmeye…9 yaşındaki çocuk tarım işçisi traktörün altında kalarak öldü! Allah sebep olanları da, Seyirci olanları da affetmesin! sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.
Konuşmasının Tamamı:
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de genelde işleneceğini herkesin bildiği velakin kimsenin önlemeye yeltenmediği siyasi cinayetleri konuşurken atıf yapıyoruz Kırmızı Pazartesi'ye oysa tevafuk, 1 Mayıstır romanının ilk yayın tarihî. Kırmızı Pazartesi, aslında en çok, bir gün mutlaka işleneceğini herkesin bildiği, önlenebilir olduğu hâlde -en acı yanı da budur- önlenebilir olduğu hâlde önlenmeyen, kaza maskeli iş cinayetlerini sembolize etmeli aslında. Zira, işçi ölümlerinde Avrupa'da 1'inci, dünyada 3'üncü sırada olan bir ülkede, yönetenler bu istatistiği, bu utanç şampiyonluğunu borçlu oldukları nedenlerin birinde bile iyileştirmeye gitmek ihtiyacı duymuyorsa eğer; aldığımız nefesin, aklımızdan geçenin, niyetlerimizin bile kayıt altına alınabildiği bir düzende her 4 işçiden 1'i, hatta her 3,5 işçiden 1'i kayıt dışı çalışıyorsa, çalışabiliyorsa hâlâ; sendikalar sararmakla kalmıyor, sendikasızlaşma darbe dönemlerini bile aratıyorsa, iş güvenliği ekipmanları gereksiz maliyetse işveren için, ekipman olsa çalışanın onu bilinçli kullanabileceği eğitim yoksa, denetim yoksa, ceza yoksa, çok işe az ücret yerleşikleşmiş, insanlar insani olmayan sürelerde insani olmayan hızda çalışmaya zorlanıyorsa, toplu sözleşmeler zam oranına kilitleniyor ve iş güvenliği önlemleri bir türlü şart hâline gelemiyorsa, 1 Mayıs arifesinde her biri ayrı bir cinayet aracı da olan bütün bu sorunların çözümü yerine hangi yolların kapatılacağı, hangi seferlerin iptal edileceğine kafa yoruluyorsa, çünkü madencileri konuşurken de dediğim gibi tebaa ise aslında cumhuriyetin hak sahibi vatandaş kıldığı insanımız, kul ise yönetenler nazarında, bizim hakaret saydığımız monarşi onların hevesinin hedefinin adıysa ve bunca ayıptan, suçtan, vebalden muaf olmak için en azından fâni dünyada tek kelime yetiyorsa, kâğıt üzerinde modern olan ama uygulamada örfileşmiş hukukun dahi eli kolu bağlanıyorsa o tek kelimenin, "fıtrat"ın karşısında, bütün pazartesileri kırmızı olmaya mahkûmdur bu ülkenin işçilerinin, çalışarak yoksullaşan emekçilerinin. Anmadan bitirmek istemiyorum. İş Kanunu'muza göre 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır, suçtur. Buna rağmen, Niğde'de geri dönüşüm tesisinde çalıştırılan Abdurrahman Özkul 14 yaşında kolunu makineye kaptırdı ve öldü. MESEM öğrencisi Arda Tonbul okulunun yönlendirdiği iş yerinde çalışırken 14 yaşında öldü. Ankara'da oto tamircisinde çalışan Harun Yıldız 13 yaşında yük asansörünün altında kaldı, öldü. 11 yaşında, Adana'da bir tekstil atölyesinde çalıştırılan Ahmet Haskiro asansör ile duvar arasına sıkışarak öldü, patronu yargılanmadı bile, 11 yaşında ölmüş bir çocuğun kendi üstüne kaldı cinayeti. Batman'da 9 yaşındaki -devamını getirmeye gerek bile yok aslında, buraya kadar olan kısmı yeter başımızı öne eğmeye- çocuk tarım işçisi traktörün altında kaldı ve öldü. Ben, bugün, buradan bu çocukların neden öldüğünü ve onları nasıl yaşatabileceğimizi ortaya koyacak bir irade çıkmayacağını biliyorum. Dolayısıyla, Allah sebep olanları da affetmesin, seyirci kalanları da affetmesin diyorum sadece.